2070 yılından mektup var ...




Önce , yukarıdaki videoyu dikkatlice izleyin... Bizi bekleyen ama henüz ayırdında olmadığımız ve geliyorum diyen akibetimizi görün..

Birey olarak ben neler yapabilirim diye düşünün ve harekete geçin ..

Atık yağların sularımızı nasıl kullanılamaz hale dönüştürdüğünü , ve neler yapabileceğimize bir örneği konu alan aşağıdaki habere de bir göz atın ....


Hepimiz yemek yapmak ve kızartma yapmak için evimizde çeşit çeşit yağ kullanıyoruz. Ayçiçek yağı, zeytinyağı, mısırözü yağı, margarin vs...

Peki bu yağları kullandıktan sonra ne yapıyoruz? Lavaboya döküyoruz değil mi...

TAM BİR KATLİAM

İşte doğa katliamı da tam bu noktada başlıyor.


Lavabodan döktüğümüz her bir damla yağ ile Türkiye'nin geleceğini çalıyoruz ve zaten sınırlı olan su kaynaklarımızı katlediyoruz... Hem de ne katliam....

Lavabodan döktüğümüz bir litre yağ tam 1 milyon litre suyu mahvediyor.

Evet evet, 1 litreye 1 milyon litre...

Fritözlerde kirlenen yağlar, kızartma yapıldıktan sonra tavalardan dökülen yağlar denizlerimizde, göllerimizde, akarsularımızda ve içme suyu kaynaklarımızda geri dönülmesi imkansız hasarlar yaratıyor.

Bu yağlar suların üzerinde birikerek güneş ışıklarının aşağıya geçmesini önlüyor ve oksijeni keserek sudaki tüm dengeyi bozuyor.

Hem sudaki canlı yaşamı bitiyor hem de sular hızla kirlenerek tüm işlevini yitimeye başlıyor. Uzmanların söylediğine göre bu kirlenme böyle devam ederse 30-40 yıl sonra Türkiye büyük bir su sorunu ile karşı karşıya kalacak.

VİDEOYU İZLEYİN, KARARINIZI SONRA VERİN

Bu atık yağ kabusunun ev tarafı bir yana bir de işyerleri tarafı var. Türkiye'deki binlerce gıda işletmesi, oteller, moteller, kamu kurumları , askeriye, dev yemek şirketleri, fast-food'çular, tatlıcılar...

Maalesef bunların çok büyük bir bölümü de yağlarını oluk oluk lavabolardan aşağı döküyor. O yağlar lavabolardan döküldükçe Türkiye'nin geleceği ellerinden gidiyor, her taraf pisleniyor, kararıyor.

Ve maalesef belki de çocuklarımızın içecek bir damla su için birbirine gireceği bir geleceğe gidiyoruz...

Çok fazla korkutmak istemeyiz ama yukarıdaki videoyu mutlaka izlemeniz gerek. İTÜ tarafından hazırlanan videoda 2070 yılından gelen bir mektubu dinleyeceksiniz. Dinleyin, sonra karar verin...

BU NUMARAYI BUZDOLABINIZIN ÜZERİNE YAPIŞTIRIN: 444 28 45

Mevcut durum bu kadar kötü maalesef.

Peki değiştirmek için bişeyler yapabilir miyiz? Evet yapabiliriz. Her bir hane halkı, her bir küçük dükkan, her bir işletme bu gidişatı değiştirebilir.

Yağları lavabodan dökmek yerine ufak bidonlarda biriktirebilirsek bütün işi çözebiliriz.

Çünkü bu bidonları sizden ücretsiz olarak alacak kurumlar var Türkiye'de. Evinizde 5 litre biriktirin, açın bir telefon, gelip alsınlar. Bu kadar basit.

İşyerleri için de ufak bir hatirlatma yapalım. Atık yağını vermek için sözleşme yapmamanın, yağları lavabodan dökmenin aslında büyük bir cezası var. Tam 73 bin lira.

Bu ceza şimdiye kadar kesilmemiş ama sorunun ne kadar ciddi olduğunun farkına varan belediyeler yakında cezayı kesmeye başlayacaklar. Bizden uyarması, sürpriz bir ceza ile karşılaşmamak için elinizi çabuk tutun.

Yağ meselesi memleket meselesi. Buradan biz de çağrıda bulunuyoruz:

"Başta gıda işletmeleri, sonra kurumlar, okullar, oteller, dernekler ve haneler...

Gelin bu yağları biriktirin ve yetkili şirketlere verin. Yapacağınız iş basit, evlerde 5 litre atık yağ biriktiren herkes atık yağ hattı olan 444 28 45'i arasın ve şirket gelip kapınızdan alsın.

Gıda işletmeleri de sözleşmelerini yapıp bidonlarda biriktirmeye başlasın. Sularımızı zehirlemeyelim, geleceği kurtaralım..."

BU YOLDA TRİLYONLAR KAYBETTİ

/_np/3883/9493883.jpg

Bu sayfalarda atık yağ işine hayatını adamış ve bu yolda trilyonlar yitirmiş bir işadamının hikayesini okuyacaksınız. Eskiden yağ tüccarı iken artık Türkiye'nin yağlarının peşinde koşan bir işadamı.

Bu yağlardan elektirik üretecek her türlü altyapısı hazır ama tahmin ettiğiniz gibi hiçbir destek gelmiyor. Halbuki Avrupa ülkelerindeki gibi devlet biraz teşvik verse veya özel sektör ufak bir destek çıksa tüm çarklar dönecek, hem sularımız kurtulacak hem de sıfır atıkla elektriğe kavuşacağız.

Bu işadamının adı Mustafa Ezici. Ezici Yağ'ın sahibi Mustafa Ezici, başbakandan bakanlara, bürokratlardan medyaya kadar bağırıyor,

-"suya karışan 1 litre atık bitkisel yağ, 1 milyon litre suyu zehirliyor. 30-40 yıl sonra çocuklarımıza içecek su kalmayacaaaaakkkkk... Lütfen bu yağları dökmeyiiiiiinnn. Getirin bize hepsini alalım..."


eguler@hurriyet.com.tr

HÜRRİYET

..............................................

Yukarıdaki videoda izlediğiniz mektubun metni :

SU - 2070 yılında yazılmış bir mektup

YIL 2070


50 yaşına henüz bastım ama görüntüm 85 yaşındaki bir insanınki gibi
Yeterince su içemediğim için böbrek sorunları yaşıyorum
Korkarım ki yaşamak için çok vaktim yok
Ben bu topluluktaki en yaşlı insanım...
5 yaşında bir çocuk olduğum günleri hatırlıyorum
O zamanlar her şey çok farklıydı
Parklarda pek çok ağaçlar evlerde güzel bahçeler vardı.
Ve ben yarım saat boyunca büyük bir zevkle duş alırdım
Bugünlerde ise cildimizi temizlemek için mineral yağlı havluları kullanıyoruz.
Eskiden kadınların güzel saçları vardı
Şimdi ise başımızı su kullanmadan temiz tutmamız gerektiği için traş etmek zorundayız....
Eskiden benim babam arabasını hortumdan akan su ile yıkardı
Şimdi ise
Benim oğlum suyun bu şekilde ziyan edilebileceğine bir türlü inanamıyor...
Sokaklarda posterlerde radyoda ve televizyonda SUYU DUYARLI KULLAN uyarıları olduğunu hatırlıyorum
Ama hiç kimse bu uyarıları önemsemedi
Suyun sonsuza dek var olacağını sandık...
Şimdi ise
Tüm nehirler,göller,barajlar ve yeraltındaki su yatakları ya kurudu ya da kirlendi...
Sanayi hemen hemen durma noktasına geldi ve işsizlik büyük oranlara ulaştı
Yegane iş alanı deniz suyunun tuzunu çıkarıp kullana bilinir hale getiren fabrikalar.
Ve işçiler maaşlarının bir bölümünü içme suyu olarak alıyorlar.
Sokaklarda eli silahlı haydutların bir bidon su için insanlara saldırmaları çok yaygınlaştı...
Yiyeceklerin 80% i sentetik
Eskiden yetişkin bir insanın günde 8 bardak su içmesi tavsiye edilirdi
Şimdi ise
Benim sadece yarım bardak su içmeme müsaade ediliyor.
Biz şimdi bir kere giyilip atılan giysileri giymek zorundayız ve bu da çöp miktarını arttırıyor....
Biz şimdi kanalizasyon sistemi susuzluktan çalışmadığı için fosseptik kullanıyoruz...
Nüfusun dış görünümü korkunç:Susuzluk nedeniyle kırışık sıska ultraviyole ışınları nedeniyle yaralarla dolu vücutlar...
Şimdi ozon tabakası kalmadığı için ışınlar çok daha kuvvetli...
Cilt kanseri mide bağırsak enfeksiyonları ve idrar sistemi sorunları ölümlerin ana sebepleri...
Cildin aşırı kuruması nedeniyle 20 yaşındaki bir genç 40 yaşında gibi bilim adamları araştırdılar
Ancak bu soruna bir çare bulamadılar görünüyor.
Su üretilemiyor ağaç ve sebze olmadığı için oksijen de azaldı ve bu yüzden yeni neslin zeka kapasitesi ciddi bir şekilde zarar görüyor...
Pek çok erkekte sperm oluşum morfolojisi değişti
Bunun sonucunda da bebekler kusurlu, mutasyonla ve fiziksel sakatlıklarla doğuyorlar
Devlet soluduğumuz hava için bize para ödetiyor
Erişkin başına günde 137m küp soluyoruz...
Bu parayı ödeyemeyen insanlar güneş enerjisiyle çalışan büyük mekanik akciğerlerle havalandırılan bölgelerden kovuluyorlar.
Soluduğumuz hava kaliteli değil ama en azından nefes alabiliyoruz...
Ortalama insan ömrü 35 yıl...
Hala biraz yeşil alanı olan ,nehirleri akan, bölgeler silahlı askerler tarafından korunuyor...
Su, altın ve elmastan çok daha değerli bir hazine haline geldi...
Yaşadığım yere nadiren yağmur yağdığı için hiç ağaç yok.
Bazen yağış beklerken asit yağmurları yağıyor.
Mevsimler ciddi bir şekilde 20.yüzyılın çevreye zarar veren sanayisi ,atomik deneyler ve çevreye yaydıkları kirlerden etkilendiler
O zamanlar çevreyle ilgilenmemiz konusunda uyarıldık ama hiç kimse dikkate almadı
Oğlum benden gençliğimden söz etmemi istediği zaman ona yeşil tarlaların ,çiçeklerin güzelliğini, yağmuru ,nehirlerde yüzmenin ,balık avlamanın , içebildiğimiz kadar su içebilmenin ne büyük bir zevk olduğunu ve insanların ne kadar sağlıklı olduklarını anlatıyorum...
O bana babacığım şimdi neden su yok? diye soruyor...
İşte o zaman boğazım düğümleniyor....
Kendimi suçlu hissetmekten bir türlü kurtaramıyorum çünkü ben de o yaşadığı çevreyi kirleterek tahrip olmasına sebep olan, tüm uyarılara kulağını tıkayan nesle aidim...
Şimdi ise
Bizim çocuklarımız bunun bedelini ödüyorlar!...
Yeryüzünde, şimdi doğanın tikle inanıyorum...
Ne kadar çok isterdim geriye dönüp insanoğluna bunları anlatmayı...
... Henüz daha Dünya gezegenimizi kurtarmaya zamanımız varken...

Hazırlayan: Ria

Not: 2002 yılının Nisan ayında "Cronicas de los Tiempos" dergisinde yayınlanan "2070 Yılından Mektup Var" adlı makale

Türkçe'ye çeviren: TEMA

Kaynak: Cronicas de los Tiempos - Tema
30-01-2006

0 yorum:

 
Clicky Web Analytics